Türk faşizmi ile sahte Kürtler neyi tadacak?

Sharing is caring!

Ön açıklama:

Bu yazım 11 Temmuz 2014,Cuma 22: 57 de yazılmış olsa da Özgür-Meydan isimli bu sayfamın yüz yüze kaldığı ‘database’ hatası yüzünden bahsi geçen bu yazıma da veda etmek zorunda kalmıştım-ki çok sonraları (yaklaşık bir yıl sonra.)  

‘İstanbul Indymedia Bağımsız Basın Merkezi’nin arşivinde bir tesadüf sonucu bu yazıma rastlamış olmam, benim içinde nasıl sürpriz olduğunu herhalde anlatmama gerek yok.

Tekrar alıntılayıp buraya aktardığım yazımın adresi şöyle: 

http://istanbul.indymedia.org/tr/haber/t%C3%BCrk-fa%C5%9Fizmi-ile-sahte-k%C3%BCrtler-neyi-tadacak

Özüne sadık kalarak küçük eklemeler yaparak yeniden yer veriyorum.

Çok çok teşekkürler http://istanbul.indymedia.org/tr/ iyi ki varsınız demekten kendimi alamadığımı söylemem gerekiyor. Teşekkürler.

Ali Galip Sayilgan |

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<|>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
TÜRK FAŞİZMİ İLE SAHTE KÜRTLER NEYİ TADACAK?

Tadacakları şeyin bayramlık şeker olduğunu falan düşünüyorsanız, daha çok sanıp beklersiniz. Tadacakları bayramlık şeker değil ve öyle bir şekerde hiç olmayacak!

Bunca yıldır Kürde reva görülen havuç ve sopa tabirli stratejinin, faşizmin sindirme doktrini devri çoktan geçtiğini herkes biliyor. Kimi Kürtlerin bilinçaltı sömürgecilik kuşağında bir çeşit hipnoz sendromunda bir gerçeği dile getiriyor.

Güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, bu türden aleni gelişmeleri, sıradan Kürtlerde çok iyi biliyor.

Ulusların devlet olduğu çağda Kürtlerin acılı bir halk olarak yıllar yılı sürdürdükleri bağımsızlık mücadelesini getirip Kürt burjuvazisinin çıkarlarının Türk burjuvazisinin çıkarlarından soyut olmadığı(*) konseptiyle hareket etmek literatürdeki adı işbirlikçiliktir.

Dünün işbirlikçileri Kürtlüğünü inkâr ederek PKK’ya karşı koruyucu olmaya kadar vardırırken bu günün işbirlikçileri şekil ve nostaljilerini değiştirirlerken teorilerini de değiştirmeyi ihmal etmemiştir.

Garp Cephesinde yeni bir şey yok diyemeyeceğiz bu kez, çünkü ortada yine kandırılan, kandırılmak istenen Kürtler var.

Beş parçaya bölünmüş Kürt’ün acılı mücadelesini Türk ve Kürt burjuvazisinin çıkarlarına bağlamak olsa olsa siyasal mastürbasyondan başka bir şey değildir. Öyle ya, siz örgüt şeflerinden daha mı iyi bileceksiniz?

Ulus devletinden vaz geçtik diyorsak vaz geçmişiz demektir…

Dün uğruna savaştığımız devlet bu gün savaşmak için değerini yitirmiş durumdadır? O halde, ya ölenler?

Devlet yoluna mı?

Yoksa (…) yoluna mı öldüler?

Şimdi böyle bir handikap içinde ölenlere kim nasıl ve ne için şehit diyecek?

Bir şehit kandırmacası almış başını gidiyor…

Kendimizi mi kandırıyoruz? , başkasını mı kandırıyoruz? , yoksa uzaylıları mı kandırıyoruz? Aynı dinden olanlar bir biriyle savaşıyorlar, herkes kendi tarafının ölenlerine şehit diyor.

Şehitlik kavramı dinsel bir ögedir aynı dinden insanların bir biriyle savaşı mekruhtur. Asla şehit sayılmazlar.

Nereden baksan tutarsızlık denilen öge bu olsa gerek…

Kapitalist çağdan (ara toplum biçimi olan sosyalizm yaşanmadan) direkt Komünizme geçildiğini ileri sürmek ne kadar saçmalıksa (ezenle, ezileni görmeyip, daha da kötüsü işçi sınıfıyla burjuvazinin tarihsel antagonistleşmiş çelişkisini yok sayıp) gerçekliği yadsımak buna biat etmek, nasıl ki kafayı peynir ekmek yemekle eş değerde ise, ulus devletlerinin en revaçta olduğu dönemde, üstelikte ulus devletleri (hiç birinin) fire vermemiş ligi günümüzde yaşanırken, ulus devletinden vaz geçtik söylemi aklın pek de alametle ilintili  olmadığını gösterir. Dahası var, bu türden absürt teori sahiplerinin ruh sağlığında problem var sanısı ortaya çıkar.

Avrupa birliğinin kendi aralarında sınırlarını kaldırması pazar sorununu kolaylaştırmakla ilintilidir. İkinci şık ise, Amerikan emperyalizmi karşısında iktisadi ve siyasi ciddi bir güç oluşturmaktır. Bu birliktelikten kaynaklanan sınırların kaldırılması gibi uygulamayı, ulus devletinin iflası gibi kaba yorumlarla argüman oluşturmak, toplumların baş belası olan burjuva sınıfının karakterini kavrayamadığımızı ortaya çıkarır. Unutulmasın ki ulusları yaratanlar dönemin egemenlerinden başkası değildir.

‘Ulus çağında ulus devletini çöp sepetine attık’ diyerek, sözde teorisi yaptığını sananlar, devletlerin içinde devletsiz Kürtler projesiyle uçuk kaçık hayalleri egemen ulusun burjuvazisine kendi gelişmekte olan burjuvazisini peşkeş çekmektir. Sadece bu kadarla olsa iyi, aynı zamanda bu Kürt halkının hayallerinin de peşkeş çekilmesi daha bir düşündürücüdür.

Radikal demokrasi gibi ne idüğü belirsiz teorilerin ana teması uzlaşmaz olan sınıfsal çelişkilerin kombinasyonunu ret ederken, tarihi sınıf mücadelesini mezara gömmesiyle ünlüdür.

Bu yüzden Marks’ı sevmezler.

Burjuvazinin tarihsel işlevi gibi ikide bir Marks’a kulp takmaya çalışırlar.

Marks, onlar için küpüne zarar keskin sirke gibi iflah olmaz bir şekilde işçilerden yanadır. Bu yüzden Marks’a inat iğdişleştirilmiş bir radikal demokrasiyle burjuvazinin düzeninde kuyrukçuluk yaparlar. Radikal Demokrasinin teorisiyle hareket edenler er geç ağır bedellerle kazanılan mücadeleyi Türk burjuvazisinin potasında eritmekten başka bir yol seçemez. Çünkü savunduğu radikal demokrasi teorisi bu platforma kaldırılan trenin tarihsel meşhur istasyonudur.

Abdullah Öcalan kimi kandırıyor bilmiyoruz ama taraflarını kandırdığı bir gerçek.

Uluslararası siyasetteki gelişmeler Abdullah Öcalan’ın tekerine çomak soktuğu da ayrı bir gerçek.

Rusya’nın ve İsrail’in açıklamaları tavırlarını (gerektiğinde seçimlerini) bağımsız Kürdistan’dan yana koyacaklarını deklare etmeleri bağımsızlığa veda eden PKK’yı oldukça ciddi açmaza sokmuştur.

İlk rahatsızlık belirtisi İMC – TV’ye konuşan Hatip Dicle’den geldi.

‘‘Biz Kürt devleti fikrini tarihin çöp sepetine attık. Barzani Kürt devletini Kurmamalı… Referanduma götürmemeli, halk ‘Devlet’ der ve doğru olmaz. Siyasetçinin görevi bunu engellemek…” Bu sözcükler kimin nasıl telaşa düştüğünü gösterirken niyetlerini aleni bir şekilde açık ediyorlar.

Barzani ‘Kerkük Kürdistanındır’ diyerek hata yapıyor. Kerkük tüm halklarındır. Kerkük Kudüs gibidir, sadece bir halkın değil (sadece Kürtlerin değil) tüm halklarındır… Bütün halkları mutlu edecek konsensüs sağlayıp savaşları acıları bertaraf etmek lazım. ” Tarihe basit bir göndermeye yapmaya kalktığımızda Ziya Gökalp akla gelir. Ziya Gökalp’ın itibarını dillendirenleri Allah konuşturuyor dersek sanırım mesnetsiz olmayacaktır.

Devam ediyor; ”Kürt parayı bulunca ya gider birini vurur ya da üçüncü bir kadınla evlilik yapar. Güneydekiler biraz para, rahatlık buldu hemen devlet kurmaya girişiyor… Ulus Devlet diyerek (Kürdistan Devleti diyerek) halkları heba etmemeli… İran katliamlar yapsa da Kürtler için daha iyidir, mesela İran’da Kürdistan eyaleti var…” Ne ala memleket…

Bunları bir Türk olarak biz söylesek otomatikman ırkçı ilan edilirdik ama bunları bir Kürt mantalitesinin söylemesi Kürtlüğün iki tarafı keskin bıçak sırtında nasıl raks ettiğini gösterir. Son söz olarak diyebileceğim şudur; hiç kendinizi yormayın fazla ıkınarak da kabız falan olmayın. Dün gerçek Kürt sandığımız bugün pek revaçta olan sahte Kürtler, Türk faşizmiyle birlikte er geç Kürt ulusunun, ulus devletinin (sevincini diyemeyeceğim) ama, ruhlarında bunun acısını, mutlaka tadacaklar.

Bir Türk olarak demem o ki, Kürtlüğün acılı yazgısından parsa toplayanlar unutulmasın ki yine Kürtlerin kendi içindedir.

Ali Galip Sayılgan

Kaynak:

(*) KÜSİAD kuruluyor

http://www.wsj.com.tr/articles/SB10001424127887324077704578360093606547114