Klasikleşmiş bir Tayyip Erdoğan yemi ve Hollanda!

Sharing is caring!

Bu yazımı AKP’nin Hollanda çıkarmasını (referandum oyu uğruna) kurgulayıp ajanslara düştüğü saatlerde kaleme almış olsamda bir türlü yayınlamaya fırsatım olmadı. Karşılıklı atışmaların tansiyonun düştüğü azda olsa durulduğu bu günlerde seçmenleri tarafından kurgunun çakılmaması uğruna zaman zaman sataşmalar sürüyor. O gün kaleme aldığım yazıma şöyle başlamışım.

—–^^^——

‘Eyyy” leşen bir Tayyip Erdoğan ülkesi, Cumhuriyet tarihimizin diplomaside dilinde belkide en orijinalidir. 

‘Eyyy Amerika!’,

‘Eyyy Almanya!’  lara alışmıştık ki şimdi de buna ‘Eyyy Hollanda!’ ekleniverdi.

‘Eyyy Hollanda!’ Komik bir hitap tarzı ‘Eyyy’ ile başlan Tayipçe Kasımpaşa Jargonu cümlesi…

Sanırsam uluslararası diplomasiyi Kasımpaşa varoşu sanıyor.

Siyasetçilik tarihinde ‘Eyyyleyen’, ‘Eyleşen’  göndermeleri, içeriğine alan cümle mimarlığının temelleri Kasımpaşa varoş kültüründen soyutlamaya kalkmak gerçekliğin rasyonel  özelliğini ıskalamaktan başka bir şey olamaz.

Özgün içeriğin nesnel yapısı malumumuz olan  jargondan soyut olmasa da klasik bir Tayyip Erdoğan ‘yemi’ olduğunu sağır sultan duymuş bilmiş vaziyette.

Yutmamalıydınız ama yuttunuz, ‘Eyy Hollanda!’

Şimdi iyimi oldu?

Elbette bunu yaşayıp göreceğiz.

Bu yemi önce Avusturya’ya attı Avusturya geçiştirdi, sonra Almanya’ya attı, atılan yemi Almanya’da pek kale almadı pabuç pahalıya patlayacağı için Tayyip Erdoğan Almanya’nın üstünde durmadı. 

Almanya üzerinden ülkenize gönderilen provokasyonun mimari olan aile bakanı nezdinde maalesef bu yemi yuttunuz.

Bu sürtüşmeyi Tayyip Erdoğan ülke içindeki ezici bir çoğunlukla gelişen hayır oylarını, evet oylarına dönüştürmek için ekstra çıkardığı herkesçe bilinmektedir.  

Hollanda ile karşılıklı sert açıklamalar durulduğu şu günlerde, Tayyip Erdoğan bu kez yeniden Almanya’ya yöneldi.

Almanya’nın da yine aynı Hollanda gibi ne Naziliği kaldı nede faşistliği.

Kokuşmuş siyasetini bilen herkes şunda hem fikir; mağdur edebiyatı yaratacağını, mağduriyet taktiğiyle oy toplayacağını çok iyi bildiği için, yurt içinde özellikle muhatapları bu tezgâha gelmemek için çok dikkat ediyordu.

Ama siz bunun farkına varamadığınız için Nazi suçlamasına çok sert tepki gösterdiniz ve başladı arkasından mağduriyet edebiyatı!

Bu konuya ilişkin New York Times International ‘da bir yazı yayımlandı yazının başlığı Mr. Erdoğan’ın ikiyüzlülüğü.(*)

Kısa bir yazı söyledikleri ise oldukça çarpıcı.

‘Erdoğan kendi ülkesinde ağzını açıp konuşacak adam bırakmıyor; gazetecileri, yazarları, aydınları ve siyaset adamlarını hapishanelere dolduruyor, ayrıca referandumda “hayır” propagandasını şiddetli bir şekilde önlüyor ve bastırıyor; sonra kendi yapacağı propagandaya izin vermeyenlerin “Nazi” olduğunu söylüyor.’

Nazizm ruhunu benimseyen birinin, Nazizm ruhuyla hareket Erdoğan’ın Hollanda’yı  Nazilikle suçlaması manidardır.

Gazeteciler, yazarlar, akademisyenlerin yanı sıra on binlerce kişinin hapishaneye tıkıldığı, 150’den fazla medya şirketinin kapatıldığı rekor ülke konumundadır.

Avrupalılar için Tayyip Erdoğan’ın bu açıklamaları korkunç bir şaka gibi. Erdoğan’ın hükümeti kimseye insan hakları ve demokrasi dersi verecek konumda değil.

Ülkede çoğu uyduruk kanıtlarla olmak üzere aralarında yargıçlar, savcılar, Kürt siyasetçiler ve 100’den fazla gazetecinin de bulunduğu 40 binden fazla kişi hapsedildi.

“Kısa süre önce yayınlanan bir BM raporu ülkenin güneydoğusundaki Kürt bölgesindeki ayrılıkçı militanlara karşı yürütülen taarruzda Türk güvenlik güçlerini işkence, yargısız infaz ve orantısız güç kullanmakla’’ suçlandı.

OTOKRASİNİN KULLANMA KILAVUZU YENİ ANAYASA 

Erdoğan’ın Türkiye’sinde artık protesto gösterileri şiddetle bastırılmıyor, çünkü muhalifler eylem yapmaktan korkar hale gelmiş durumdadır. Daha önce yaşanan protesto mitinglerinde bombalarla toplu katliamlara kurban giderek hayatını kaybeden onlarca insan söz konusudur.

Hukukun üstünlüğü ‘Erdoğan’ın çıkarlarının üstünlüğüne tabidir’ ilkesi kurumlaştırılmış durumdadır.

En basit demokratik hak arayışlarında despotik bir şekilde bastırmak, hak arayışında bulunanlara kötü muamele ve işkence yapılması olağan ve sıradanlaşmış konumdadır.

Bu denli despotik davranışı yeterli görmeyen Erdoğan daha çok faşizm yetkisini elinde bulundurmak için, faşizmin krallığı diye tanımlayabileceğimiz başkanlık sistemi uygulaması için referandumda evet oyu çıkmasını istiyor. Hayırcıları terörist suçlamasıyla ne yapmak istediğini şimdiden belirlemiş oldu. Amacına hizmet eden her türlü propagandayı ahlaki açıdan mubah gören ağızları açık bırakırcasına ikiyüzlü bir yol izlemede kendilerinde bir sakınca görmemektedirler.

15 yıllık iktidarlarında hırsızlıkları tapelere yansımış durumdadır, iktidarı süresince elde etmiş olduğu Erdoğan’ın sermayesi, dünyanın sayılı zenginlerini dahi dudağını uçuklatacak şeklindedir.

Günümüz Türkiye’sinde özgürlükler Erdoğan’ın bir çift dudağından çıkacak sözcüklerle tartılırken Nazizm konusunda yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış misali gibi Erdoğan gerçekleri ters yüz ederek kendi ekolünde yine ikiyüzlü bir ‘tarih’ (!) yazıyor.

İkiyüzlü bir ‘tarih’ (!) yazılımında ülkenin ekonomik gelişiminin aleyhine pragmatik politikaları uygulamada asla çekinmeyen Erdoğan, kendi egosundan kaynaklanan kişisel çıkarlarını ülkenin çıkarlarından üstün tutmaktadır. Buna en çarpıcı örnek Hollanda ile yaşanan krizin kendisidir.

Söylediklerimizin doğruluğu bu tabloda görülüyor. Hollanda’nın ülkemize ekonomik getirisi ne yazık ki birinci sıradadır.

Kendi çıkarına uygun kendi geleceğini ülkenin çıkarına peşkeş çeken, kendini ağırlatmak için kendine saray yaptıran bir megalomanın Türkiye’nin başına musallat olan bir çeşit püsküllü bela şeklindedir. Halkın dini duygularını istismar eden egosu için dini kullanan tehlikeli bir kişiliktir Erdoğan.

Gerçeğin bire bir kendisi olan tahlilimizden palyaço komikliğinden tirajı komikliğe dönüşen siyaset arenasına yeniden dönecek olursak; Türkiye Hollanda’ya yaptırım uyguluyor, Hollanda başbakanı ise ‘Türkiye’nin yaptırımları hiçte kötü değil’ şeklinde dalga geçiyor.

Gerçekliğin kendisi olan ekonomik bağımlılığın realitesi yukarıdaki tablo dan soyut olmayınca komik davranışlarıyla haliyle dalga geçilmesi kaçınılmaz olur.

Türkiye’yi önce hurma cumhuriyetine çeviren referandumdan sonra hurma despotizmine dönüştürerek geçiş yapan talihsiz yapı taşları adım adım gericilikle örgütleniyor. Camiler Cumhuriyet düşmanlarının faaliyet gösterdiği hücre evleri gibi çalışıyor. Bütün gericilik Tayyip Erdoğan desteğiyle Cumhuriyetin cenaze törenine hazırlanıyor.

Siyasal İslamcılığın diğer bir ikiyüzlülüğü de darbe girişimidir.  

Daha önce yazmıştım başkanlık sistemi ve evet oyları için darbe girişimi kontrgerilla örgütlenmesidir. Bu senaryo MIT ile birlikte örgütlenmiştir.

Gelişmelerin tümü Cumhuriyet rejiminin kılınması gereken cenaze namazı konusunda örgütlenen stratejini bir nevi taktiktiğinden başka bir şey değildir.

BU BİR İKİYÜZLÜLÜKTÜR

25.Ocak.2008 yılında bizzat Erdoğan tarafından imzalanmış olan çıkarmış oldukları yasaya göre Avrupa ülkelerinin AKP’li bakanlara referanduma yönelik propagandaya izin vermemesi, Almanya ve Hollanda’yla ortaya çıkan krize yönelik tartışma sürerken, yurt dışında seçim propagandası yapılamayacağına dair düzenlemeyi AKP yasalaştırmıştı. Bu konuda TBMM’ye sunulan yasa tasarısının altında da bizzat dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası bulunuyor.

‘Yasak’ kararını AKP’liler almıştı… İşte Recep Tayyip Erdoğan’ın 2008 yılında attığı imza (**)

Hollanda’nın yapması gereken bir şey varsa oda uluslararası adalet divanına baş vurup ucuz cengâverlikle provokasyon yapmak isteyen Erdoğan’ın acilen yargılanmasını istemek en uygun olanıdır. Bizzat kendisi tarafından imzaladığı yasalarına rağmen Hollanda’yı ve diğer Avrupa ülkelerini tahrik eden bir ruh halinin hoş görülüp geçiştirilip geçiştirilmemesi merak konusudur. Kaldı ki, kendi kişisel çıkarlarının başarı kazanması yolunda politika yaptığını sanan Erdoğan bindiği dalı kestiğini görmesine karşın ülkenin çıkarlarından daha çok kendi çıkarlarını düşündüğü bir gerçeklikle yüz yüzeyiz.

Erdoğan’ın kişisel çıkarları uğruna Avrupa Birliği ile ilişkileri koparsa ne olur?

Türkiye’nin en büyük ticari partneri 28 ülkeli Avrupa Birliği (AB) ile ipler geriliyor. Hollanda ve Almanya ile yaşanan siyasi kriz zaten uzun süredir kötü olan Türkiye AB ilişkilerini tamamen rafa kaldırabilir.

28 ülkeli AB ekonomisi Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı. Uzmanlar, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasi gelişimi ve geleceğinin AB sürecine bağlı olduğu görüşünde.

AB ile ilişkilerin tamamen durması Türkiye’nin ekonomisinin de iflası anlamına geliyor. Büyüme düşecek, yatırımlar azalacak, turist gelmeyecek, işsizlik artacak. Yine AB-Türkiye ilişkilerindeki durma, Türkiye’nin dış borç yükünü daha da artıracak. AB’nin Türkiye ekonomisi için ne kadar önemli olduğuna bakmakta fayda var.

İhracatın yarısı (***)

1 Türkiye ihracatının yüzde 47’sini ithalatının yüzde 40’ını bu ülkelerden yapıyor. Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçilerin yarısı yine bu ülkelerden geliyor. Türkiye ve AB arasında büyük bir ivme kazanan ticaret hacmi 2016’da 146 milyar dolar olmuştu.

2 Türkiye AB’nin toplam ihracatından aldığı yüzde 4.4 pay ile 5. sırada bulunuyor. AB, 2016’da 68 milyar dolar ile Türkiye’nin ihracatında en üst sırada yer alıyor. Yine Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımların yüzde 80’e yakını AB ülkelerinden geliyor.

Ana yatırımcı Avrupa

3 Türkiye AB’nin toplam ithalatında ise yüzde 3.9’luk payla ihracat gibi 5. sırada geliyor ki burada AB ülkelerinin kendi aralarında yaptığı ticaret hariç tutuluyor. Ayrıca AB Türkiye’nin ihracatında olduğu gibi ithalatında da ilk sırada yer alıyor. 2016 rakamlarına göre; Türkiye 198 milyar dolarlık toplam mal ithalatının 77.6 milyar dolarlık kısmını (yüzde 39’luk pay) AB’den gerçekleştirdi.

4 2016’da Türkiye’nin AB ile olan ticaretinde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 88 seviyesinde gerçekleşti.

5 Sadece ihracat değil doğrudan yatırım açısından da AB’nin Türkiye ekonomisinde önemli bir ağırlığı bulunuyor. 30 Haziran itibarıyla Ekonomi Bakanlığı’na veri setine kayıtlı yaklaşık 50 bin yabancı şirketin 23 bini AB merkezli. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın verilerine göre 2016 Mayıs ayı itibarıyla bu şirketler Türkiye’deki doğrudan yatırımların yüzde 64’ünü gerçekleştirdi. 2002-2016 Mayıs tarihleri arasındaki doğrudan yatırımların büyüklüğü dikkate alındığında ise AB’nin Türkiye’ye yapılan yatırımlardaki ağırlığının yüzde 92 olduğu ortaya çıkıyor.

Turist sayısı düştü

6 Türkiye’nin genel turizm sektöründe son iki yılda yaşadığı kötüleşmeye paralel olarak AB’den gelen yabancı ziyaretçi sayısında da dramatik bir düşüş gözlendi. Yabancı ziyaretçi sayısındaki 2015’te yüzde 10 ve 2016’da yüzde 30’luk düşüşleri de eklediğimizde Türkiye ekonomisi için çok önemli olan turizm gelirlerinde AB’nin yerini ve önemini daha iyi anlayabiliriz.

Artık yeter

İsminin açıklanmasını istemeyen bazı AB uzmanlarına göre Avrupa artık yeter noktasına geldi. Tarihin hiçbir döneminde uluslararası ilişkilerde ‘Nazi’ ve benzeri hakaret sayılabilecek ifadelerin kullanılmadığına işaret eden uzmanların görüşleri şöyle:

* Türkiye’de AB ile olan ilişkileri sürekli baltalayan bir yaklaşım var. AB’den kurtulayım, idamı getireyim, yönetim sistemini değiştireyim, ekonomiyi çökerteyim diye. Bu durum ülkeyi tamamen içine kapatıyor.

* AB süreci tam da Türkiye’nin lehine dönmüşken yeni fasıllar açılmışken bu sürece girilmesi, Türkiye’ye kaybettirecek.

Türkiye kaybeder

Uzmanlara göre AB’den Türkiye’ye yatırım duracak.

Yatırımlar rafa kalktı…

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seyfettin Gürsel: Özellikle doğrudan yatırımlar açısından Avrupa Birliği’nin Türkiye için oldukça önemli olduğunu söyledi. Gürsel’in konuşmasının satırbaşları şöyle:

* Güvensizlik ve belirsizlik nedeniyle Avrupa’dan Türkiye’ye gelen yatırımlar askıya alınmıştı. Şimdi böyle bir ortamda yatırım kararları tamamen rafa kalkacaktır.

* Artık gelmeye niyeti olan turist de yaşananlardan sonra gelmeyecektir.

* Türkiye’nin AB üyelik sürecini artık kimse ciddiye almaz.

* AB, Türkiye ekonomisi açısından çok önemli bir çıpa. İlişkilerin onarılması uzun zaman alacaktır. Belki de hiçbir zaman onarılmayacaktır. Sputnik’e açıklama yapan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Muhittin Ataman’a göre ise Türkiye, Avrupa ülkeleri ile ciddi bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde ve bunu kestirip atmak mümkün değil.

Göçmenlerin işi zor

Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen’e göre yaşanan gerilimin kaybedeni Türkiye olacak. Şen ilk aşamada Türkiye’nin kayıplarını şöyle sıraladı:

* Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinde 2014- 2020 döneminde Türkiye’ye sağlanacak yaklaşık 4.5 milyar Avro’nun 167 milyon Avro’su ödendi. Geri kalan ödemeler donduruldu. Geri dönüş için 6 milyar Avro’nun sacede 552 milyon Avro’su ödendi geri kalanı dondurulacak.

* AB’nin 7 yıllık yaptığı bütçelerde (2020-2026) muhtemelen Türkiye yer almayacak. Türkiye’nin 2023’te AB’ye tam üye olacağım hedefi vardı. Bu gerçekleşmeyecek.

* Hollanda Türkiye’nin dış ticaret fazlası verdiği ülkelerden bazı ürünlerin ithalatında Türkiye’ye öncelik veriyordu, muhtemelen bunları sonlandıracak.

* AB ile ilişkiler durursa, bu ülkelerde yaşayan 5 milyon 600 bin Türkiyeli göçmenin işi zorlaşacak. (KAYNAK)

Bu uzun alıntıda işlenen gerçeklik Türkiye’nin çok ciddi olaylarla çalkanacağını çok istedikleri iç savaşı kaçınılmaz kılacağını ortaya çıkarmaktadır.

Toplumsal muhalefet doğru temellerde örgütlenip kanalize edildiğinde devrim olgusu belkide kendi tarihinde ilk defa sıcak bir halkayı yakalamış olacaktır. Önemli olan yoksul kitlelerin taleplerini programına alan aş iş hürriyet özgülünde doğru bir önderliğin ses getirebileceği de ayrı bir gerçekliktir.

 Ali Galip Sayılgan

Kaynaklar:

(*)  https://www.nytimes.com/2017/03/08/opinion/mr-erdogans-jaw-dropping-hypocrisy.html?_r=0

(**) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/698111/_Yasak__kararini_AKP_liler_almisti…_iste_Recep_Tayyip_Erdogan_in_2008_yilinda_attigi_imza.html

(***) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/698857/AB_ile_ipler_koparsa_ekonomik_felaket_olur.html