Kötülüklerin anası …

Sharing is caring!

İnsanlığın başına bela olan Tanrı komedisi insanlığın kendi tarihinden beri adeta korku mimarı olarak insan benliğinde önemli bir yer tutmuştur. Tanrı komedisi yaşanan hakim kültürlere göre biçimsel şekil değişikliğine dönüşmüş olsada günümüze tek tanrılı göksel din şeklinde Tanrı benimsenme ihtiyacıyla yüz yüzedir.

Tamda bu nokta da Tanrının buna ihtiyacı mı var? Sorusu sorulabilir. Evet, gerçeklikle alakası olmayan Tanrının benimsenme gerçekliğine ihtiyacı var. Çünkü; Tanrı kavramı, insanların içselleştirmesiyle yaşamıştır. Hiçbir koşulda doğmamış bir çeşit ölü Tanrı, insanlığın onu içselleştirmesiyle güncelleştiğini bunu bilimsel olarak biliyoruz.

Konumuz insanlığın başına musallat edilen Tanrı yalanı olmadığı için Tanrının hiç bir şekilde bilimsel olmayan aklın cüruf duruşunu sonraki zaman dilimine bırakmayı uygun buluyorum.

Konu başlığımız bir şekilde dinsel motivasyona gönderme olunca gene de dinsel ögelerin kimi bileşenleriyle iç içe girmiş gibi gözüken günümüzün realitesini dinsel yalanlardan soyutlayarak anlatmak nasıl eksik kalırsa gerçeği uydurulan yalanlarla kıyaslayarak değerlendirmek bir bakıma zenginlik olacağını düşünüyorum. Madem ki böyle Zeus’la devam edelim.

Eski Yunan mitolojisinde Zeus tarafından insanlığı cezalandırmak için hazırlanan bir hediye ‘yi ele almak istiyorum…

Zeus kendinden ateşi çalıp insanlara veren Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a balçıktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekaya sahip Pandora’yı eş olarak gönderir.

Epimetheus kardeşinin tüm uyarılarına karşı Pandora ile evlenir.

Zeus, Pandora’ya evlilik hediyesi olarak topraktan yapılmış bir kutu hediye eder ama bu kutu asla açılmamalıdır.

Bir süre sonra merakına yenilen Pandora, kutuyu açar ve içindeki tüm kötülükler dünyaya yayılmaya başlar.

Ancak son anda kutuyu kapatır bu da insanların içindeki umuttur; kötülüğün yayılmamış olması umudu.

Başka bir efsaneye göre de Pandora kutuyu açtığında dünyaya kötülük hakim olur ve Pandora kutuyu kapatırken de kutu Pandora’yı esir alır.

Eki Yunan mitolojisinin Pandoranın kutusunun hikayesi ana hatlarıyla böyle. Burada dikkatimizi çeken alçak Tanrılar hep insanlığın kötülüğünü düşünen insanları cezalandırmada bir otorite zavallılığını taşıyan psikolojisi bozuk tedaviye muhtaç bir beyinden çıktığı tartışma götürmez.

Bana göre din objesini ortaya atanlar ruh hastası kişilerden başkaları değildir. Kendilerini bulunmaz Hint kumaşı misali özellikler atfederek bozacının şahidi şıracı misali gibi uydurdukları Tanrılarının Peygamberi olmuşlardır.

Her dinin kendi hayal gücüne gönderme olan kötülüğe dair kendi mitolojileri olsa da din olmayan bazı toplumsal realitelerinde kötülüğü olduğunu belirtmeden geçemeyeceğiz. Dinler hayali kötülüklerle, hayali Tanrı korkularıyla prim yaparak, cemaat oluşturarak, insanların umutlarını sömürürler çevrelerine yaydıkları köhnemişliğin korkusuyla maddi çıkar elde ederler. Bu yüzden dünyanın en zengin sömürücü örgütleri Vatikan ve Diyanettir.

İşte bu yüzden Türkiye’nin başına musallat olan kötülüğün kutusu nasıl önem arz ettiğini bir kez daha altını çizerek işlemek istiyorum. Türkiye’nin pandorası olan kötülüğün kutusu ne olduğunu araştırmaya kalktığımızda ipucu bizi dosdoğru Amerikan emperyalizminin Marschal yardımına(1) götürür.

Türkiye’nin başına kötülüğün ilk temeli 1948 ile 1949 yıllarında 49 Milyon Dolar hibe ile atılmıştır. Marshalla birlikte gelen Özel Harp Dairesi veya hepimizin aşina olduğu Kontrgerilla, Türkiye’nin başına bela edilmiş en büyük kötülüklerin anasıdır Türkiyenin mitolojisinde Pandorasının kutusudur.

Marschall’ın gayri resmi çocuğu Türklere özel pandora kutusundan maalesef kontrgerilla (2) çıkmıştır. Kontrgerillanın izlediği stratejisiyle Türkiye’nin başına her dönem adeta bela olmuştur.

Bu güne kadar Türkiye’nin başına bütün belalar Marschall’ın gayri resmi çocuğu kontrgerilla tarafından tezgahlanmıştır ve hala da tezgahlanmaya da devam ediyor.

Hiçbir siyasi güç Marschall’ın zinası olan kontrgerillayı tepelemeye gücü yetmemiştir

Saray mahzenine faaliyet göstermekte beis görmeyen ”ne istediniz de vermedik”(!) diye sitem ettiği işbirlikçileri olan devletin paylaşımında yağma ortağı olan Fetöcülerin içinde sayılı bir grupla çoktan bir anlaşmaya varılmıştı bile.

Kontrgerillanın tezgahladığı bu kutsal ittifak aşağıda yer alan bu belge kendi içlerinde baş gösteren anlaşmazlıklarının ürünü olarak belgeleri İnternet’e sızdırılmıştır. Bu belgenin İnternet’e sızdırılmasıyla mahkeme kararıyla erişimi bile engellenmiştir.

Unutulmasın ki Fethullah Gülen Hareketi (FETÖ) Türkiye’nin pandorası olan kontrgerillanın bir birimidir. Tayyip Erdoğan’da bu birime dahildir. Tayyip Erdoğan’ın tahsil hayatından tutunda, askerlik hizmeti bile karanlık bir kutu içine sıkıştırılmıştır.

Askerlik yaptığı dönem işçi statüsünde olmasına karşın askerliğini yedek subay olarak yapmıştır. Bunu sıradan bir insanın yapabilmesi mümkün mü dür? Hakkında düzenlenen sahte üniversite diplomasıyla da siyasete atılmıştır. Sahte diplomayla referandum kanalıyla anayasayı değiştirterek hatta kendisine saray bile yaptırtarak kendisine önemli bir gücü sağlamış durumdadır.

Özüne bakarsanız devlet adına attığı her imza yok hükmündedir. Çünkü, saydığımız her şeyin kökeninde sahte diploma vardır. Bu yüzden yapılanların hiç biri yasallığa kavuşabilmesi asla mümkün değildir. Her şey / her şeyi gayri meşrudur.

Tayyip Erdoğan Fethullah Gülen gibi Özel Harp Dairesinin adamıdır.

Özel Harp Dairesi tarafından sahte diplomayla Cumhurbaşkanlığına kadar getirilmiştir. Özüne bakarsanız devlet adına attığı her imza özünde yok hükmündedir.

Ama işin içinde Özel Harp Dairesi (Kontrgerilla) varsa bu kanunsuzluğa kimse sesini çıkaramamaktadır.

Geçerken şuna değinmenin faydalı olacağını düşünüyorum: hep Fethullah Gülen’in devleti ele geçirdiği ileri sürülür, bu çok yanlış.

Fethullah Gülen komünizme karşı mücadele dernekleriyle başından beri zaten devletin içindedir güneydoğuda kontrgerilla faaliyetlerini PKK’ya karşı dini Nurcu örgütlenmesiyle bir çeşit stepne olarak faydalanılmıştır.

Sarayın mahzeninde yerleşip sevk ve idare eden Türkiye’nin kaderini belirleyecek olan başkanlık sistemi diktatörlük özlemi çeken, her diktatör eğilimli kişinin olmazsa olmazlığı şeklinde bir ilgi odağıdır başkanlık sitemi.

Sadece ilgi odaklığı olarak sorunu geçiştirirsek eksik olur elbette bunun için kendince temellendirdiği gerekçeleri de vardır.

İşlediği suçlardan dolayı paçasını yargılanma korkusu saran Recep Tayyip Erdoğan, histerik bir tutkuyla başkanlığı istemesi bu bağlamda tarafımızca anlaşılır bir şeydir.

Çünkü bu onun son umududur.

Bu yüzden de Mit ve Özel Harp Dairesi tarafından organize edilen devlet içinde örgütlenen Fetö’nün ‘kimi imamları sayesinde’ bilinçli olarak başarısız darbe örgütlenildi. Bu konuya ilişkin erişimi engellenen kimi İnternet sitelerine servis edilen darbecilerin İsviçre bankasında açtırdıkları hesaplarına sarayın örtülü ödeneğinden ödenen paraların listesi .

Kaynağı için burayı tıklayın

Bu darbe başarısızlık üzerine örgütlenmişti. Başarısız darbe bahane edilerek başkanlık sistemi oldu bitti ye getirilmek için planlanan bir tezgahtı.

Bu tezgahı (mit ve özel harp dairesi ) aracılığıyla perde arkasından sevk ve idare eden, her gelişmesinden haberdar olan, saraydaki muktedirden başkası değildi.

Beklenen an gelip çatmıştı referandum gelip kapıya dayandığında YSK’nın basit bir katakulli ayak oyunuyla başkanlığı elde edebileceğini ana muhalefeti temsil eden teslimiyetçilikle korkaklığı seçtiği için sokağa bir türlü inmeyen CHP’nin aymazlığı yüzünden, muktedir; (aslına bakarsanız planladıkları darbeye bile ihtiyaç duymadan) bir oldu bittiye getirilen başkanlığı kolayca elde etmiş oldu. Ama gelecekteki doğabilecek çatlak seslerin bastırılabilmesi için OHAL ilan edilmesine gerekçe olabilecek bir ortam tabii ki başarısız bir darbenin kendisiydi. Cehennemin kapısını açacak olan darbe tiyatrosu CHP’nin işbirlikçi basiretsiz tavırlarıyla mümkün olmuştur.

 

 

SİHİRLİ DEĞNEK = DARBE  

Darbe (gece ) 00:3 ‘de yapılsa darbecilere müdahale edecek gaza getirilmiş gerekirse bu uğurda ölecek saflama insanların temini zorlaşacaktı. Darbe tiyatrosu gerçekmiş gibi sahnelenmesi için darbeler tarihinde hiç rastlanmayan bir saat diliminin seçilmesi her açıdan işlerini kolaylaştırmıştır. Sergilenen darbe tiyatrosunda 104’ü darbe yanlısı asker olmak üzere 300’den fazla kişi hayatını kaybetmiştir.

Şehit olarak paye verdikleri kişi sayısı 248 kişidir.

Bu darbe tiyatrosunu örgütleyen katiller, kullandıkları insanların hayatları üzerinden 15 Temmuzun bir destan olduğu yalanının propagandasına dört elle sarılmış durumdalar.

Böyle bir propagandaya sarılmak zorundalar çünkü tiyatroda verilen açıklardan tutunda meclis araştırma komisyonunu bile ret etmeleri aslında yaşadıkları paniğin göstergesidir. Bu yüzden destan yalanının propagandasıyla güneşi balçıkla sıvamak istemektedirler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar balçığın arasından güneş ışığı sızmaya devam edecektir.

Darbe tiyatrosuna neden ihtiyaç duyulduğunun bir diğer insan haklarında önemli özgürlüklerin kısıtlanması oldu bittiye getirilen başkanlık sisteminin unutturulmasına yarayacaktı. Nitekim yaradı da.

Sarayın sihirli değneği olan darbe ile  oldu bittiye getirilen bir sistem değişikliği olan başkanlığın katakullisini unutturan elinde tuttuğu sihirli değnek sayesinde olmuştur. Balık hafızalı ana muhalefet partisi bile bu zokayı yutmuş durumda.

Mesela devlet olanaklarını birlikte paylaşan Fetö ve AKP, birlikte orduya kumpas kurup uyduruk bir ergenekon tiyatrosu sergilediğinde özellikle soka inmede imtina eden çelişkiler yumağı CHP, mit tırlarıyla ilgili sorumlu tutulan milletvekilinin tutuklanmasıyla ”adalet” yürüyüşü yapması, gerilmiş olan toplumun belirli kesiminin geçici olarak gazını almaktan başka bir şey değildir.

Gazete Vatan’ın haberine göre Darbeci hainlere maaş ve ikramiye” (3) başlığıyla duyurdu haberde darbecileri hain ilan ediyor neden hain ilan ettiğini eminim ki kendisi de bilmiyor. Tayyip Erdoğan başarısız darbe girişimcilerini ”hain” (!) ilan ediyorsa biz biliriz ki darbeci askerlerle Marschall’ın Türkiye pandora kutusu olan Özel Harp Dairesi ile arasında önceden vardıkları mutabakat sonucu sahneledikleri yüzyılın tiyatrosunda rolü gereği tiyatro oyuncularını hain ilan ediyor. Çünkü bu tiyatroda görev alan başarısız darbeci yüksek rütbeli generallerinin İsviçre gizli hesaplarına örtülü ödenekten saray çıkışlı ödeme bile yapılmıştı. Servis edilen mevcut haber görselinden de anlaşılacağı gibi ayrıntıları yukarıda kaynağını verdiğimiz linktedir.

Türkiye’yi bu hale getiren suç ortakları devlet kademesinde kendilerini ağırlatırken, saraylarda hizmet verdirilirken modern dünyadan hızla uzaklaştırılan Türkiye’nin başına daha çok çorap örüleceğe benziyor.

Kafası zerre kadar çalışmayan basiretsiz insanların siyaset sahnesinde prim yaptıkları sürece bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiye hep hasret kalacaktır.

Marschall’ın zinası namı diğer pandora kutusu olan kontrgerilla yerleştiği sevk ve idare ediliş şekliyle sarayın mahsenidir. Sarayın mahseninden tutunda kozmik odaya varana kadar halkın aleyhine dönen dolapların bilgileri buralarda muhafaza edildiği sürece kötülüklerin anası olan pandora bela ve kötülüğü Demokles’in kılıcı gibi başımızın üstünde hep sallanacaktır. Marschall’ın zinası pandoranın kutusu malumumuz olan kontrgerilla var olduğu sürece herkesin hayatı pamuk ipliğine bağlı olduğu gibi Osmanlının pislik kokan saray entrikaları asla bitmeyecektir.

Revolte

 

 

Dip Notlar

(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/Marshall_Plan%C4%B1

(2) Kontrgerilla, kelime anlamıyla gerilla güçlerine karşı kurulmuş güçtür. Bir diğer anlamı NATO bünyesindeki ülkelerde solörgütlenmeye karşı oluşturulan yasa dışı Gladio örgütlenmelerinin Türkiye’deki adıdır. Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Kontrgerilla

(3) http://www.gazetevatan.com/darbeci-hainlere-maas-ve-ikramiye-1034575-gundem/