Bir cinayet şebekesi Nato

04.01.2016 – 03:35

[Bu başlığa  dair kısa bir not: Bu yazımı her ne kadarda 2016 yılında kaleme almış olsamda yazı aralığına  İsviçreli tarihçi Daniele  Ganser’in çok önceleri bu konuya ilişkin çıkarmış olduğu  kitap kapağını referans olması açısından birde yine bu konuya ilişkin  (alt yazısı Türkçe olan) video’sunu güncellik arz ettiği için yazımın içeriğine eklemiş oldum.]


 

Uzun ismi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü  olarak bilinen daha çok dilimize kısa ismiyle popüler olan Nato 4 Nisan 1949’da 12 ülke tarafından Kuzey Atlantik Antlaşması’na dayanarak herhangi bir saldırıya karşı uluslararası askeri ittifak amacıyla kurulmuş oldu.

Konumuz burada ne kendi egemenlik hakları ve nükleer başlıkların konuşlandırması konusunda anlaşmazlığa düşerek Nato’dan ayrılan Fransa’nın bir süre sonra yeniden Nato ya katılması gibi Nato’nun inişli çıkışlı küçülmeli büyümeli tarihini incelemek değil elbette.

Varşova Paktı’nın dağılmasıyla genişleyen Nato’nun asıl itibariyle neye hizmet ettiğidir asıl konumuz. Sözlüksel ve tarihsel Nato kronolojisini öğrenmek isteyen her kes internetten yeterince kaynak bulabileceğini biliyoruz.

Değinmek istediğimiz asıl konu resmi yayınların değinmediği talan savaşının iç yüzüdür. Farklı pencereden farklı bakış açısıdır. Nato’nun çıkarları uğruna insan hayatının her hangi bir değeri olmadığını anlatabilmektir mesele. Nato’nun dünya konjonktüründe nasıl bir cinayet örgütü gibi çalıştığını detaylandırabilmektir.

Her şey bu cinayet şebekesinin çıkarlarına hizmet ettiği oranında o devletin yönetimine bağlı insanlar insan olarak varlığını sürdürdüğünü bilmemiz gerekiyor.

Zira yaşamak için ille de her türlü dönen dolabı bilmek gerekmiyor. Doğada insan harici canlılarda birçok şeyi bilmeden yaşıyor. Birçok insan, kurulu dengeler nezdinde bunu bilmeden yaşayabilir bu noktada sürdürülen talan savaşında bir sorun görmeyebilir bu insanın politik ve apolitik yapısıyla ilgili bir olaydır. Bu yüzden konumuz resmi yalanları pazarlamak değil, tam tersine gerçekliği bilmeyenlere anlatmaktır.

Eğer insan doğadaki yaşayan diğer canlılar gibi yaşıyor, hayat pahalılığı ve zamlarla boğuşup sorunsuz yaşadığını sanıyorsa elbetteki aldanıyor.  Nato şemsiyesi altında yaşarken dönen dolaplardan habersiz tılsımlı kelime olan ‘müttefiklik’ adı altında habersizce Amerikan emperyalizminin çıkarlarına hizmet ettirilir. 

Unutulmamalıdır ki, görüngüde sözde bağımsızlık, gerçek bağımsızlık değildir. Emperyalizme göbekten bağımlılık bağımsızlığa veda eden bağımsızlığın aslında bu ölüm senfonisidir.

Çağımız emperyalistlerinin dayatmalı sistemi günümüz dünya düzeninde ciddi bir tehlikenin kendisidir çünkü tam bağımsız bir ülke olmanız için gelişmiş kapitalist emperyalist bir ülke olmanız gerekiyor.

Bağımsızlık teknoloji ve askeri güçle sağlanan bir sistemin üst aşamasıdır.

Yıllar önce İsviçreli tarihçi Daniele  Ganser, çıkarmış olduğu bu kitabında Nato’nun  nasıl illegal, nasıl acımasız  terör  örgütü olduğunu detaylıca anlatmıştı. 

 

 

Nato cinayet örgütü karşısında kamplaşan iki dünya kutbu, Sosyalist ve Kapitalist olarak ikiye ayrılmışlardı. Dünkü adıyla bildiğimiz Varşova Paktı, Nato karşısında böyle bir gücün dengesini oluşturmuştu. Bu gün ise çoktan dağılmış olan bu paktın üyelerinin çoğu bu gün, Nato’ya iltihak etmiş durumdadır.

 

 

 

 Görsel olarak hazırladığı video konferansı Türkçe alt yazılı olarak düzenlenmiş.

Bugün hala atom silahlarını ellerinde bulunduran Rusya ve Çin eskisi gibi bir dengenin önemli muhataplarındandır. Geçmişte olduğu gibi Nato bu iki ülkeden hep çekinmiştir gelecekte de hep çekinecektir.

Nato karşıtı bu iki ülkenin kurduğu doğal denge yüzünden paylaşım savaşı dediğimiz dünya savaşları eskisi gibi sıkça tekrarı olmadı ve olmayacak gibi. Çünkü bu kez III. Paylaşım savaşı, I. ve II. Paylaşım savaşları gibi klasik bir savaşın olmayacağını herkes bilmektedir. İnsanlığın tamamen yok olduğu kazananın olmadığı anlamsız deli saçması bir savaş olacaktır.

III. Paylaşım savaşının adı bir çeşit atom bombalarının yarıştığı bir savaşı olacağından dolayı ne yazık ki geride arzuladıkları pazar yerine, radyasyondan ölümden başka paylaşacakları bir ‘değer’(!) kalmayacaktır.

Radyasyon = Ölüm!

Kapitalizmin yaşadığı derin krize rağmen böylesi bir paylaşım savaşını asla göze alamayan Nato terör örgütü, Arap baharından tutunda IŞİD’in yaratılması konusunda, İŞİD’e lojistik destek verilmesi gibi zorunlu aktivasyon ülkeleri olan Suudi Arabistan, Katar, Türkiye gibi ülkeler, bir çeşit enstrümantel içerikli Lojistik Maşa pozisyonlu bir göreve tabi tutulmuşlardır.  Görev bağlılığındaki tek aidiyetleri Büyük Ortadoğu Projesi diye bilinen BOP ’a hizmet etmektir.

Işid aracılığıyla ulusal sınırların yeniden değişmesi plan dâhilinde kusursuz yürütülürken el altından desteklenen Işid ile de sözde savaşıyormuş gibi Hollywood senaryolarına taş çıkarılırcasına bu rol en iyi bir şekilde icra edilmeye başlandı. Türkiye’nin Işit’i yaptığı petrol kaçakçılığını Nato,  kendi uyduları aracılığıyla bütün gelişmeleri yıllardır an ve an takip ederken doğan aksaklıkları düzelterek sevk ve idare etmiştir.

Ne zaman ikili antlaşmaları gereği Suriye kendi topraklarına Rusya yı davet etti işte o zaman Nato terör örgütünün planları bozuldu. Rusya’nın Türkiye’ye petrol sevkiyatı yapan Işid tankerlerini vurmasıyla büyü bozuldu. Rusya’nın bu eylemiyle birlikte Nato ve Amerikanın gerçek yüzü bir şekilde ortaya çıkmasına neden oldu. Işid ’in yenilgisiz zafer ve başarısının ardındaki tılsımda böylece belgelenmiş oldu.

Planları bozulan Nato bu kez Rus savaş uçağını Türkiye’ye düşürtürdü. Bir şekliye Rusya fazla ileri gitme mesajını vermiş oldu.

Gerek Nato gerekse Erdoğan sunulan aleni delillere karşısında her ne kadarda itiraz eder gibi bir tavır geliştirmeye kalksalar da davranışlarının kökenlerinde süt dökmüş kedinin suçluluğuyla derin bir sessizliğe bürünmüşlerdir.

Yurt içinde kendi hakkında suçüstü belge ve dinlemelere montaj argümanını geliştiren Erdoğan, Rusya’nın uydu görüntülerine karşı montaj ve paralel örgütün bir oyunu olduğunu neden iddia etmediği hala merak konusu!

Zırt pırt her konuda nutuk atan Tayyip Erdoğan bile, usta ağabey Nato tarafından, atalet içinde kuzuların sessizliğini oynamasının tavsiyesine uymak zorunda kalmıştır.

Elbette böylesi bir planla barbarca kafa kesen katliamların sorumlusu olmak Hitlerin pozisyonuna düşmekten farklı bir şey değildir.

Işid mevzilerini bombalıyorum diye uçak kaldıran Türkiye, Kürt mevzilerini bombalayıp Işid’i bombaladım yalan propagandasıyla politika yapmaya ihtiyaç duymuştur.

Işid barbarlığını besleyenler onunla savaşıyormuş senaryosunu uygulayanların başında Amerika / Nato diğer adıyla Koalisyon Güçleri, yaptığı şeyler Türkiye den farklı değildir!

Kısacası her ikisi de aynı politikayı icra ediyorlar… Işid hedeflerini bombalama yok etme gibi yalan propaganda havada uçuşmaktadır.

Yaptıkları hokkabazlığın bilinmediği sanılsa da, dünya kamuoyunda bu hokkabazlığı daha bir süre uygulama niyetindeler.

Burada asıl görev Rusya ya düşmektedir dünya kamuoyuna ısrarla bu hokkabazlığı teşhir etmeye yönelmelidir.

Amerikan emperyalizmi ve NATO’nun, Nato üyesi Türkiye, Katar, Suudi üyeleriyle el atından savaşın örgütlenip hayata geçirilmesi planı şimdilik başarıyla sürdürmüş durumdadırlar.

İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLEYEN BU ÇETE, NATO’YA BAĞLI TÜM ÜLKELERİ SUÇA ORTAKLIK YAPTIRIYOR

Böyle bir terörist örgüte hala masum ülkeler neden üye olur? ,  diye, bir soru sormak gerekirse, sanırım cevabımız; hayali düşmanlara karşı korunma içgüdüsünün yanı sıra ayakta kalma diyebiliriz buna.

Bu duruma göre uluslararası terörizmle işbirliği demek, terörizme hizmet emek demektir. Bir diğer adıyla terörist olmak ya da kan kaybeden terörizmi kan serumuyla beslemek demektir.

Ama gelin görün ki gelişmiş emperyalist kimi ülkeler öncülüğünde bu terörist örgütlenmenin koruma şemsiyesi altına girilmesiyle beynelmilel bu terörist örgütün yasallaştırmasına neden olurlar.

Bu amaca hizmet eden bilgi dahilinde olan onlarca ülkeler vardır.

Bu ülkelerin içinde  en namlısı Türkiye’dir. Çünkü hiçbir ülke kendi savaşı olmayan deniz aşırı bir ülkeye asker göndermemiştir. Amerikan müttefikliğinin yansıması olan Amerikan yardımları sebebiyle Türkiye Nato konsepti doğrultusunda  Kore’ye asker gönderip kendi askerini kırdırmıştır.

Hepimizin bildiği gibi dünün hayali düşmanı, SSCB ile başlayan popüler kavram Komünizm idi.

Komünizm hayaletinin heyulası karabasanla karışık korkulu rüyası ilk defa işe yaramıştı.

Komünizme atfedilen korkunç bir hayaletin heyulası kendilerine rahat bir uyku vermediği ayrı bir gerçekliktir. Komünizm hayaletinin heyulası öyle bir korku olmalı ki, komünizme karşı beslenen düşmanlık kısa sürede işe yarayıp, Nato terör örgütü, batı ülkelerinde bir hayli üye bulup güçlenmesine neden oldu.

Emperyalist ülkelerin yoğun propagandası sonucunda sosyalizmle komünizm kavramları iç içe geçirilip aynılaştırılmıştır. Komünizm yeryüzü ölçeğinde hiçbir zaman yaşanmadığı gibi sadece bir teoriden başka bir şey değildir. 

Yeryüzü ölçeğinde sadece sosyalizm denemesinin yıkılmasını korkulu rüyaları olan komünizm heyulasının psikolojisini yenmek için sosyalizm denemesini komünizme mal ederek kapitalizmin başarısı olarak bir propaganda malzemesi olarak kullanılmıştır.

Ama gerçek maalesef böyle değil. Hırsız kapitalizm var olduğu sürece komünizmin heyulası her zaman kapitalistlerin korkulu rüyası olmaya devam edecektir.

SSCB’nin ağır hantal yürümeye çalışan bürokratik devlet mekanizmasının tıkanmasıyla tarihinin bir döngüsünde Gorbaçov’un Glasnost politikasıyla komünist yaftasından kurtulmak istedi. Ben bu oyunda yokum diyen SSCB, bir gecede dağılarak kapitalizme döndü.

Nato’nun yarattığı komünizm heyulası olan kof olan argümanını bir bakıma bir anda tepe taklak oldu.

Nato terör örgütü milyonlarca dolar harcanacak olan bu projenin örgütlenmesini ülkelerin kendi halkına ait gayri safi milli gelir (GSMG) bile peşkeş çekilmiştir. Bu harcama örtülü ödenek adı altında her devrin başbakanı tarafından beslenmiştir. Devlet içinde devlet olan illegal yapılanma sözde komünizme karşı savaşacak bir birim yer altı terör örgütü Glatyo adı altında Avrupa ülkelerinde faaliyet gösterirken bizde de Özel Harp Dairesiismiyle hayata geçirilmiştir.

Türkiye de de Özel Harp Dairesi adı altında olsa da daha çok halk arasında   ‘Kontrgerilla’ olarak tanınmaktadır. Türkiye de bu terör örgütü hala ortadan kaldırılmış değildir. Türkiye de sayısız siyasi cinayetlere bulaşan 1-Mayıs katliamına varana kadar, Zeki Erginbay’ın İstanbul İnşaat Mühendisler Odasından kaçırılıp günlerce süren işkence ile katledilmesinde Özel Harp Dairesi / ‘Kontrgerilla’  olarak, birçok terörist eylemlere imzasını atmıştır.

Nato’nun gizli cinayet örgütü Gladyo İtalya gibi ülkelerde bombalamadan tutunda Politikacılara karşı cinayet ve suikastlara varana kadar bir dizi terör faaliyetlerinde etken bir organizasyon olmuştur.

Bu anlamıyla Nato’ya üye her ülke aslında bir biçimde terörizme hizmet eder, terörizmin kendisidir.  Nato’ya bağlı her ülke Gladyo suyla Özel Harp Dairesiyle terörizme iç içe yaşar. Avrupa da lav edilerek kapatıldığı söylenen Gladyo Türkiye’ye de örgütlü varlığını sürdürmektedir. Özal’a silahlı suikast bile bu örgüt tarafından yapılmıştır. Nato’nun illegal çetesi olan bu terörist örgüt, Özal’ın zehirlenerek öldürülmesi gibi iddialarla yüz yüzedir.

Devlet tarafından sağlanan örtülü ödenek yöntemiyle beslenen bu illegal örgütlenmeye ait yer altı cephaneliklerinden tutunda yer altı işkence haneleriyle boğazına kadar lağım çukuruna batmış devlet terörizm kokar.

Parlamentarizmin içinde yer alan irili ufaklı partilerle birlikte oynanan bu oyunda, mide bulandırıcı iğrenç kokuyu demokrasicilik parfümüyle gidermeye çalışılır.

Devlet içinde devlet olma halleriyle cinayet şebekesi olan Nato kanalizasyonundan mide bulandırıcı o iğrenç koku her ülkenin parlamentosunda adeta baş belasıdır.

İtalya’da Aldo Moro’nun kaçırılıp öldürülme olayına kadar sızan Gladyo ilginç bir performans sergilemiştir. Kaçırılma sırasında İtalyan hükümetinin danışmanı olan, Kızıl Tugaylara karşı mücadelede hükümete yol gösteren ABD’li terörizm uzmanı Steve Pieczenik’in 2001 yılında bir belgeselciye verdiği ifade de oldukça dikkate değer: 

“Moro ölmek zorundaydı. ABD hükümetinin bir müsteşar yardımcısı ve İtalya içişleri bakanının özel danışmanı olarak benim işim onun hayatını kurtarmak değildi. Benim işim, İtalya’yı istikrarlı hale getirmek, Hıristiyan Demokrat Parti’nin iflas etmesini önlemek ve böylelikle Komünistlerin iktidara gelmesinin önüne geçmekti. Moro’nun kaçırılmasında Kızıl Tugayların kullanıldığını düşünüyorum…” diyerek ilgin bir konuya ışık tutmuştur.

Komünizm heyulasının korkusu bir atımlık barut edasında etki gücü çoktan bitmiş olsada cinayet örgütü Nato, yine varlığını sürdürüyor.  Bu kez uluslararası arenada ülkelerin yeniden dizayn edilmesi stratejisiyle iç içe durumda. 

NATO NEZDİNDE KOALİSYON GÜÇLERİ IŞİD TERÖRÜ İLE SÖZDE SAVAŞIYOR…

Dostlar alışverişte görsün misali Tayyip Erdoğan’ın IŞİD terörizmiyle savaştığı gibi savaşıyorlar işte…

Amerikanın taşeron örgütü olan IŞİD ile (sözde kendisi  savaşıyormuş imajını  vermesi)  YPG üzerinden sistematik bir algı operasyonuna  gereksinim duyduğunu ortaya koymaktadır. Orta doğuda kimi ülkelerin yeniden dizayn edilmesi için kendi kurmuş olduğu bir örgütle direk cepheden savaşması eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu yüzden de YPG enstrümanını kullanmaktadır.  IŞİD terörizmini nasıl sonlatacağını ilerleyen yıllarda hep birlikte göreceğiz.

IŞİD Terörizmini bizzat Nato, ulusal sınırların değişmesi konumunda kendi uzun vadeli çıkarları doğrultusunda görüngüde savaşır gözüküp özde koruyup kollamaktadır.

Suriye ve Irak’da el altından Nato’nun kışkırtılmasıyla Ortadoğu Haritası yeniden çizilmek isteniyor olması, Suriye’nin Rusya ile ikili anlaşması gereği Rusya’yı davet etmesiyle Nato’ya ait uzun vadeli planların nasıl bozulduğunun gerçekliği bu gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır.

Dakka bir, gol bir! , der gibi, kaçak petrol hırsızlığının yansıması Rusya ya ait bir savaş uçağının düşürülmesine neden olmuştur. Türkiye’nin bu bölgede BOP’un eş başkanı gibi görüngü aktörlüğünün bir anda figüranlaşmasına neden olmuştur.

Trajik komik bu durumun Nato gözleminde geliştiğini açıklarken, IŞİD terörüyle Nato in direk işbirliğini kanıtlamış olmaktadır. Uydu görüntüleriyle santim santim kayıt altına alan Rusya bu gelişmeyi dünya kamuoyuna konferans düzenleyerek teşhir etmiştir.

IŞİD terör örgütünün binlerce kilometrelik tanker konvoyunu Nato’ya bağlı koalisyon güçlerin uydudan görüp ses çıkarmaması işbirliğini belirler. Dağa taşa boş arazilere bomba bırakıp gelen koalisyon güçleri IŞİD mevzilerini her ne kadarda bombaladıklarını iddia etmiş olsalar da burunlarının ucunda cereyan eden (sevk ve idare ettikleri)  tanker konvoyuna gözlerini kapamaları terör örgütü Nato yu suçüstü yakalanmasına neden olmuştur.  Ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz. TIKLAYIN

Elbette Nato’nun icraatları bunlarla bitmez. Biraz geriye döndüğümüzde karşımıza birçok ayrıntı çıkar. Mesela Amerikan ticaret merkezi olan ikiz kulelerine uçak çarpmasıyla gündeme gelen terör saldırısı, Amerikan Nato tabanlı Gladyo ’nun örgütlediği bir terör eylemidir.

Afganistan’ın işgali bahanesi için uygulamaya konulmuş bir terör stratejisidir.

Terör stratejisinin hayata uygulanış sekli Afganistan işgalinin başarısını ortaya çıkarmıştır.

Asal olarak Amerikan ve İngiliz emperyalizmine hizmet eden Nato terör örgütü, dünyayı ultra kapitalist / emperyalist ülkelerin çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn edilmesidir.

Arap baharı kaosuda bunlardan bir tanesidir.  

Irak ve Libya’nın trajik durumu söylemimize uygun önemli örneklerden birisidir.

Son olarak da Suriye’nin Irak ve Libya gibi bir anda  ‘kolay yutulur bir lokma ‘olmadığını görülmesiyle bir bakıma planlarının bozulduğu bir dönemi yaşıyoruz. Suudi, Katar, Türkiye gibi maşa terör ülkeleri yöneten stratejik olarak sevk ve idare eden (geri plan sorumluluğunda)yöneten Amerikan emperyalizmi ve Nato olmuştur.

Suriye’nin talanı konusunda Rusya’nın ikili anlaşmaları gereği Suriye’nin arkasında dik durması Amerikan emperyalizmi ve Nato’nun bir bakıma sert bir kayaya çarptığını az çok siyaseti yakından gözlemleyenlerin bilgisinin yan sıra bir bakıma planları alt üst olmuş durumdadır.

Yeni strateji arayışlarıyla ortaya çıkan uzlaşma yeni bir stratejiyi şimdiden ortaya çıkarmış durumdadır. Savaşan muhalif çetelerle anlaşma imzalanması gibi gelişmeler farklı bir mecraya doğru gidişi işaret etmektedir. 

Mesela Amerikan emperyalizminin Irak işgalini oluşturan temel gerekçe nükleer silah malzemelerinin varlığı savı idi. Grafiğimizde gözüken yıllara göre Nato terörizminin kurbanlarının yıllara göre dağılımı gözükmektedir (1)

Irak işgaliyle birlikte görüldü ki, öne sürdükleri argüman koca bir yalandan ibaret…

Bu yalanın hesabını hiç kimse sormaya cüret dahi edemedi mahvolan Irak, kendi kaderiyle baş başa kaldı.

Libya derseniz ha keza, anlatmaya bile gerek yok, detayları hepimizin malumu…

Mesela Bosna savaşı sırasında BM’nin sivilleri korumak için aldığı uçuşa yasak bölge kararının Sırplar tarafından tam 462 kez ihlal edilmesine rağmen NATO uçaklarının Belgrad yönetimini bombalamasına 5 yıl boyunca karşı çıkan Fransa, Libya konusunda ise çok hevesli davranmıştı.

Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, müdahale kararının alınmasında iki gün sonra apar topar Paris’te düzenlediği konferans sırasında savaş uçaklarını kaldırarak Muammer Kaddafi’ye bağlı güçlerin üzerine bomba yağdırmaya başlamıştı.

19 Mart’ta bombalama sırasında yaptığı açıklamada, “Libya’da kendi halkını öldüren Cani deliyi durdurmak bizim görevimiz” diyen Sarkozy’nin bu tarihten iki hafta sonra da Libyalı muhaliflerle ülkenin petrol rezervlerinin yüzde 35’inin Fransa’ya verilmesi konusunda gizlice anlaştığı ortaya çıktı.

Bu emperyalist talanda, Fransa 1 koydu, 3 bin 860 aldı!

6 milyon nüfusu olan Libya’nın 44 milyar varil petrol rezervi bulunuyor.

Dünyada en çok petrol rezervine sahip 10’uncu ülke olan Libya’da tüm petrol anlaşmaları Kaddafi ve ailesi tarafından yürütülüyordu.

Libya’ya yönelik hava saldırısı için 359 milyon dolar harcayan Fransa yaptığı bu gizli anlaşma sayesinde 1 trilyon 386 milyar dolar değerindeki 15,4 milyar varil petrolü işleme hakkına sahip olacak.

Görüldüğü gibi NATO özgülünde çıkarların yeniden düzenlenmesi NATO terörizminin yanı sıra NATO’ya bağlı emperyalist terörist konumundan soyut  değildirler.  NATO terörizminin üyesi olan onlarca ülke, bu kirli savaşta bizzat kendini sorgulamalıdır. Bu cinayet örgütü uluslararası terörizmin ailesine akraba olmaktan vicdani ölçüleriyle yüzleşmelidir.

Üye ülkeler Nato terörizmine kan taşımaktadır binlerce onbinlerce masum insanın ölümünden sorumludurlar.

Türkiye’de maalesef bu terör örgütüne üye olan ülkelerden bir tanesidir. Türkiye, şemsiye örgüt olan NATO’ya diğer ülkeler gibi üye oluşuyla  emperyalist teröre bir şekliyle can vermiş konumundadır. Kendi savaşı olmayan Kore’de onlarca masum Korelinin ölümüne neden oldukları gibi onlarca Mehmetçiğin ölümüne neden olunmuştur. 

Terör örgütüne üyelik müttefik olarak adlandırılması halkın mevcut gerçekler karşısında gözü boyanmıştır.

MİLYONLARCA MASUM İNSANIN YOK EDİLMESİ RUH SAĞLIĞININ YERİNDE OLMADIĞINI AÇIĞA ÇIKARIR

Son günlerde bu cinayet katliam şebekesinin yaptığı plan devlet sırrı kategorisinden çıktığı bu günlerde insanı, insanım diyen herkesi yerin mıhlayacak, dehşetle düşürecek nitelikte.

ABD’nin Stratejik Hava Komutanlığı’nın 1956’da hazırladığı ‘1959 Atomik Silah Gereksinimleri Araştırması’ adlı çok gizli çalışmanın üzerindeki gizlilik perdesi, Ulusal Arşivler ve Kayıtlar İdaresi tarafından kaldırıldı.

 ABD’nin Moskova, Pekin ve Berlin’i yok etme gibi binlerce milyonlarca masum insanın        katledilmesi hangi aklın ürünü dersiniz?

Sorumsuzluğa bürünen koyun beyinli kimilerimiz için, göz attığımız günlük haberlerde böyle bir habere, sıradan habermiş gibi göz ucuyla bakıp geçiyorsak, hala düşüncelerimizi değiştiremiyorsak, tepki gösteremiyorsak ilk başta kendi akıl sağlığımızdan şüphelenmemiz gerekir. 

Bu davranış şeklimiz normal bir davranış şekli değildir.

Müttefiklik görüngüsü adı altında uşaklık sendromu insanlığa karşı suç işlemenin kendisidir.

Her şeyden önce insani değildir, adiliktir, karaktersizliktir,  aşağılık olma halidir…

Hiroşima’ya atılan atom bombasından70 kat daha fazla bombayı düşünün…

İnsanlığın başına musallat olan bu suç örgütü çete; 1 Megatonla Hiroşima’yı yok eden bomba dan 70 kat daha fazla tahribat yapacak olan, 60 megaton atom bomba yani Hiroşima’ya bırakılan bombadan 4 bin kat güçlü, atom bombasıyla insanlığın özü olan masumiyetini vurarak yok etmeyi, insanlığı katletmeyi planladı.

Bu gün insanlığa alçakça yapılan bu adilik basına sızarken, insanlık hala böyle bir planın sorumlularını yargılayıp tarihsel açıdan akıl hastanesinekapatamıyorsa bölgesel koyunluktan dünya koyunluğuna hoş geldik demektir!

Öyle bir atom bombası düşününki sözde “dost güçler ve halkları”  bile yüksek seviyede ölümcül radyoaktif serpintiye maruz kalacağı ortaya çıkıyor.

Düşman güçlerini öldüren atom bombasının etkisi kendilerini de öldürüyor.

Atom bombası bir kez kimyasal açıdan füzyona ulaştı mı radyasyonun etki gücü dost ve düşman gücü diye ayırım yapmıyor. Kısacası atom bombasını kullanan delilik ihtirası kendi halkını da yok edebilecek ruh hastası bu cinayet şebekesiyle maalesef yaşamaya devam ediyoruz.

Kişisel ihtirasları için insanlığın düşmanı olan NATO’ya üye her ülke bu suç örgütünün doğal müttefikidir. Sırf bu nedenle bu gün ortada kurulmuş bir denge varsa, kendi delilik ihtiraslarıyla insanlık atom bombasıyla yok edilmiyorsa bu insanları çok sevdikleri için değil tam tersine kendilerinin de yok olacağı gerçekliğinden kaynaklanmaktadır.

Hep yazmışımdır emperyalizm insanlığın bir şekilde yok olmayacağının ayırdına varsa pazar savaşında daha çok istila için Japonya örneğinde olduğu gibi atom bombası kullanımından asla vaz geçmeyeceğini bizler çok iyi bilmekteyiz.

Elbette yorumlarımızdaki iyimserliğimiz bir noktaya kadardır, kapitalizmim ağır bunalımı nedeniyle NATO / Koalisyon = IŞİD güçlerinin koordineli işbirliğiyle BOP özgülünde orta doğunun sınırları yeniden düzenlenmeye kapitalizmin içine düştüğü ciddi krize çözüm bulunmaya çalışılsa da Rusya ve Çin bu noktada ciddi bir ayak bağıdır. Bu yüzden izledikleri strateji Rusya nın nükleer gücünün etkisizleştirilmesidir.

Bu yüzden Amerikan emperyalizminin yeni planları yeni katliam senaryoları hiç bitmek bilmiyor basına düşen habere göre; ‘‘ABD, yakın gelecekte Almanya’daki Bundeswehr Fligerhorst Büchel (BFB) askeri üssüne, her biri Hiroşima’ya atılan bombadan 4 kat etkili olan B61-12 tipi 20 nükleer başlık yerleştirmeyi planlıyor. Alman basınına göre, Washington ve Berlin’in hedefinde Rusya var. (…)

‘TÜRKİYE’DE DE VAR’

ZDF ‘ye konuşan Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova,
nükleer silahların sadece Almanya’da değil, Belçika, Hollanda, İtalya ve Türkiye’de de bulunduğunu aktararak, NATO’nun da nükleer silahların taşınabilmesi için uçakları yenilediğini belirtti. (…)

Alman Savunma Bakanlığı’nın eski parlamento sekreteri Willy Wimmer konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Oluşturulan bu yeni saldırı seçeneği, Rus komşularımıza yönelik bilinçli bir provokasyon” ifadelerini kullandı.’’ (2)

Bu provokasyonun ABD’nin Stratejik Hava Komutanlığı’nın 1956’da hazırladığı ‘1959 Atomik Silah Gereksinimleri Araştırması’ adlı gizli plandan ne farkı var?
Ama bir atom savaşında kazananların kendilerinin olmayacağını çok iyi bilmelerine rağmen burada kazanılmak istenen amaç Rusya ve Çin’in pasivize edilmesidir. Tetikçi çeteleriyle birlikte yeni dayatacakları dünya düzenine Rusya ve Çin’in karşı koma gücünü elinden almaktır. Atom bombalarının dengesinde atom bombaların gölgesinde kurulan bir çeşit suni denge içerisinde şimdilik barış içinde yaşıyoruz ama ne kadar daha yaşayacağımızın garantisini sanıyorum hiç kimse veremeyecektir.  

Kışkırtıcı katliamcı talancı emperyalizm var olduğu sürece galiba suni dengenin garantisi hiç olmayacaktır.

Yani atom bombalarıyla birlikte atomsuz / radyasyonsuz şimdilik barış içinde yaşıyoruz algısı sadece yanılsamadan başka bir şey değildir. Atom bombasızlığın tamamen dünya gündeminden bir yaşam tarzı olarak kalkmasının altını ısrarla çizmek istiyorum. Atom bombaların varlığıyla bize dayatılan suni denge  özünde bize ölümü gösterip sıtmaya razı edilmişliğimizin hikayesini anlatır.  

 

_Ali Galip Sayılgan_

 

Dip not:

(1)  http://tr.sputniknews.com/infografik/20151111/1018951381/ABD-NATO.html

(2)  http://tr.sputniknews.com/avrupa/20150922/1017912075.html#ixzz3wDCN5Yav